Görme Engelli Birinin İfadesi Nasıl Alınır? Ekonomik Bir Perspektiften İnsan ve Kaynak Üzerine Düşünmek
Bir ekonomist olarak sık sık düşünürüm: Kaynaklar sınırlıdır, ama adaletin maliyeti sınırsız olmamalıdır. Toplumun her alanında, özellikle de adalet sisteminde, kaynak dağılımı ve fırsat eşitliği meseleleri ekonomik olduğu kadar insani bir sorundur. “Görme engelli birinin ifadesi nasıl alınır?” sorusu, yalnızca bir adli prosedür değil; ekonomik sistemin etik altyapısını, kamu kaynaklarının dağılımını ve toplumsal refahın niteliğini tartışmaya açan bir sorudur.
Bu yazıda, görme engelli bireylerin ifade verme sürecini piyasa dinamikleri, bireysel karar alma mekanizmaları ve toplumsal refah ekseninde analiz edeceğiz.
—
1. Piyasa Dinamikleri: Adaletin Erişilebilirliği Bir Kamu Malı mıdır?
Ekonomi bilimi, kaynakların nasıl dağıtıldığını inceler. Adalet ise, bu dağılımın adil olup olmadığını belirleyen görünmez bir mekanizmadır. Görme engelli bir bireyin ifadesinin alınması, sistemdeki erişim maliyetlerini gündeme getirir.
Bir mahkeme salonunda Braille belgelerin, sesli kayıt cihazlarının, dijital destek araçlarının olmaması; aslında piyasada “erişilebilirlik” hizmetinin arzının düşük olduğunun bir göstergesidir.
Bu noktada, adalet sistemi bir “piyasa” gibi işler. Eğer erişilebilirlik teknolojilerine yatırım yapılmazsa, bilgiye erişim — yani ifade verme hakkı — sadece görebilenlerin tekelinde kalır.
Ekonomik açıdan bu durum, “piyasa başarısızlığı”na işaret eder. Çünkü özel sektörün yeterince yatırım yapmadığı bu alan, kamusal müdahaleyi zorunlu kılar. Tıpkı eğitim veya sağlık gibi, adaletin de bir kamu malı olarak görülmesi gerekir.
Bu nedenle, görme engelli bireylerin ifadesi alınırken devletin sağladığı destekler — örneğin tercüman, psikolojik danışman veya teknolojik araçlar — sadece etik değil, aynı zamanda ekonomik bir gerekliliktir.
—
2. Bireysel Kararlar: Görme Engelli Bireyin Rasyonel Tercihi
Ekonomi bireylerin kararlarını “rasyonel” olarak ele alır. Ancak rasyonellik, bilgiye erişimle sınırlıdır. Görme engelli bir birey, ifadesini verirken eksik bilgiye veya yanlış yönlendirmelere maruz kalabiliyorsa, bu “asimetrik bilgi” durumudur.
Asimetrik bilgi, ekonomide taraflardan birinin diğerinden daha fazla bilgiye sahip olduğu, dolayısıyla dengeyi bozduğu durumları ifade eder. Hukuki süreçte, görme engelli bireylerin bilgiye erişimindeki zorluklar da bu dengesizliğe benzer.
Bir ekonomist için bu, bireyin karar alma özgürlüğünün kısıtlandığı anlamına gelir.
Eğer bir birey ifadesini verirken metni okuyamıyor, belgeye dokunamıyor veya sesli sistemler kullanılmıyorsa, ekonomik terimlerle bu bir “karar maliyetidir”. Birey, gerçeğe ulaşmak için fazladan çaba, enerji ve zaman harcar.
Bu da, bireysel üretkenliği azaltır ve dolaylı biçimde toplumsal refahı düşürür.
Dolayısıyla, görme engelli bireyin rasyonel karar verebilmesi için devletin ya da kurumların bilişsel erişimi kolaylaştıracak politikalar üretmesi gerekir. Bu bir merhamet değil, bir yatırım kararıdır.
—
3. Toplumsal Refah: Adaletin Ekonomik Getirisi
Toplumsal refah ekonomisi, bireylerin mutluluğunu ve eşitliğini maksimize etmeye çalışır. Görme engelli bir bireyin adil bir şekilde ifade verebilmesi, bu sistemin en temel göstergesidir.
Bir toplum, en zayıf halkasına yaptığı yatırım kadar güçlüdür. Erişilebilir adalet süreçleri; eşitlik duygusunu, kurumsal güveni ve sosyal sermayeyi artırır. Bu da ekonomik büyümeyi dolaylı olarak destekler.
Bir başka deyişle, adaletin erişilebilirliği, piyasanın görünmeyen elini tamamlayan görünür bir etik eldir.
Görme engelli bireylerin ifadesi alınırken kullanılan teknolojik araçlar, uzman desteği ve eğitimli personel, ilk bakışta bir maliyet kalemi gibi görünse de, uzun vadede sistemin verimliliğini artırır. Yanlış anlaşılmaların, eksik beyanların ya da hatalı yargıların önüne geçilmesi; hem hukuki hem ekonomik açıdan “maliyet tasarrufu” sağlar.
Toplumun her bireyinin doğru ifade verebildiği bir sistem, sürdürülebilir bir refah ekonomisinin teminatıdır.
—
Sonuç: Adaletin Maliyeti, Görmenin Bedeli Olmamalı
Ekonomik bakış açısıyla, görme engelli birinin ifadesinin alınması süreci bir maliyet hesabı değil, bir yatırım stratejisidir.
Yatırım, yalnızca sermayeye değil; insan onuruna, eşitliğe ve güvene yapılır. Çünkü bu üç unsur, ekonominin en görünmez ama en güçlü kaynaklarıdır.
Eğer bir toplum, görme engelli bireyin sesini doğru biçimde duymayı başarabiliyorsa, sadece adaleti değil, ekonomik dengeyi de sağlamış olur.
Sonuçta ekonomi bize şunu öğretir: Her kaynak seçimi, bir değer tercihidir.
Ve görme engelli birinin ifadesine erişim hakkı, bu tercihlerin en insani olanıdır — adaletin maliyetini paylaşan bir toplumun ekonomik vicdanıdır.