Kapalıçarşı Yazarı Kim? Bir Cümlenin Peşinde Kaybolduğum Gün
Bazı sorular var ki insanın içine bir kez düşüyor, sonra oradan çıkmak bilmiyor. “Kapalıçarşı yazarı kim?” cümlesi de benim için öyle oldu. İlk gördüğümde sıradan bir araştırma sorusu gibi duruyordu ama içimde garip bir şey kıpırdadı. Sanki bu sorunun cevabı sadece bir isim değil de, bir hikâyenin kilidiymiş gibi.
Kayseri’de yaşıyorum. Günlük tutmayı severim. Hatta bazen o kadar çok yazıyorum ki, kelimelerle aramda bir tür bağımlılık oluştuğunu düşünüyorum. Ama ne zaman Kapalıçarşı’dan bahsedilse, içimde başka bir his uyanıyor. Sanki orada yazılmış, yarım kalmış bir şeyler var ve ben onları bulmak zorundayım.
İlk Karşılaşma: Bir Kitapçı Rafının Sessizliği
O Cümleyle Başlayan Merak
Bir gün internette dolaşırken karşıma yine aynı ifade çıktı: Kapalıçarşı yazarı kim?
Bu kez geçmedim. Üstüne gittim. Çünkü bazı sorular vardır, görmezden geldikçe büyür. O an hissettiğim şey tam olarak buydu.
İlk düşüncem şuydu: Kapalıçarşı’yı yazan biri mi var gerçekten? Yoksa bu, kolektif bir anlatının içinde kaybolmuş bir isim mi?
Sonra kendimi bir kitapçıda buldum. Rafların arasında dolaşırken, İstanbul’a dair ne varsa elime almaya başladım. Ama her kitapta aynı eksiklik vardı: Kapalıçarşı vardı ama “yazan kişi” yoktu. Sanki herkes orayı anlatmış ama kimse gerçekten sahiplenmemişti.
O an içimde hafif bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben bir isim arıyordum. Bir yüz. Bir kalem.
Kapalıçarşı’nın İçine Düşen Hayal
Gerçek ile Kurgu Arasında
İstanbul’a ilk gidişimde Kapalıçarşı’ya uğradım. Kalabalığın içine girer girmez başım döndü. Sesler, renkler, kokular… Her şey aynı anda üzerime geldi.
Bir an durdum ve düşündüm: “Bunu yazan kim?”
Çünkü orası bir yerden çok bir anlatı gibiydi. Sanki bir yazar oturmuş ve sabırla her detayı kurmuştu. Ama bu kadar büyük bir hikâyeyi tek bir kişinin yazması mümkün müydü?
O an “Kapalıçarşı yazarı kim?” sorusu kafamda daha da büyüdü. Sadece bir isim değil, bir arayışa dönüştü.
Kalabalığın İçinde Kaybolan Duygu
Bir dükkâna girdim. Yaşlı bir adam bana bakıp gülümsedi. Hiç konuşmadık ama o anı unutamıyorum. Çünkü sanki yıllardır aynı sahne tekrar ediyordu.
Ve ben şunu hissettim: Burada herkes bir hikâyenin parçası, ama kimse hikâyenin tamamını bilmiyor.
Bu düşünce içimi biraz hüzünle doldurdu. Çünkü ben hep bir bütünlük arıyorum. Parçaları birleştirip anlam çıkarmak istiyorum. Ama Kapalıçarşı bunu yapmama izin vermiyor gibiydi.
Yazarı Aramak: Bir İsim Değil Bir İz
Defterime Yazdığım İlk Cümle
O gece otel odasında defterimi açtım ve şunu yazdım:
“Kapalıçarşı yazarı kim? Bilmiyorum. Ama bu soruyu sormak bile içimi değiştiriyor.”
O an fark ettim ki, belki de aradığım şey bir kişi değildi. Belki de o yazarı bulmak demek, o hissi anlamak demekti.
Ama yine de içimde küçük bir inat vardı. Bir isim bulmak istiyordum. Çünkü insan bazen duygularını bir isme bağlamak ister. Aksi halde her şey fazla dağınık kalıyor.
Hayal Kırıklığı ve Israr
Araştırdıkça daha çok şey öğrendim ama hiçbir şey tam değildi. Her kaynak farklı bir şey söylüyordu. Her anlatı eksikti.
Bir noktada sinirlendiğimi hatırlıyorum. Çünkü bu kadar büyük bir yapının arkasında net bir isim olmaması bana garip geliyordu.
Ama sonra şunu fark ettim: Belki de bu belirsizlik bilerek vardı.
Belki de Kapalıçarşı’nın yazarı tek bir kişi değil, zamanın kendisiydi.
Bu düşünce içimde garip bir boşluk bıraktı. Hem rahatlatıcıydı hem de biraz can sıkıcı.
Kapalıçarşı ile Yüzleşme
Bir Akşamüstü Sessizliği
İstanbul’da ikinci günümde tekrar gittim Kapalıçarşı’ya. Bu kez daha sakin bakmaya çalıştım. Acele etmeden yürüdüm.
İnsanların yüzlerine baktım. Satıcıların ses tonlarına, turistlerin şaşkın bakışlarına…
Ve bir an durdum.
Kendi kendime şu soruyu sordum: “Eğer buranın bir yazarı varsa, şu an burada mı?”
Cevap yoktu. Ama garip bir şekilde buna üzülmedim. Çünkü ilk defa şunu hissettim: Belki de önemli olan yazar değil, yazılanın kendisiydi.
Ama yine de içimde bir boşluk vardı. Çünkü ben isimlere tutunmayı seviyorum.
Duyguların Çatışması
O an içimde iki duygu çarpıştı: hayal kırıklığı ve hayranlık.
Hayal kırıklığı çünkü net bir cevap yoktu.
Hayranlık çünkü bu belirsizlik bile bu yeri daha güçlü yapıyordu.
İkisi arasında gidip gelirken kendimi biraz yorulmuş hissettim. Ama aynı zamanda canlı.
Sonuç Yerine: Yazarı Belki de Hiç Bulamayacağım
Şimdi geriye dönüp baktığımda “Kapalıçarşı yazarı kim?” sorusunun aslında bir cevap arayışı olmadığını düşünüyorum. Bu daha çok bir his.
Bir isim bulamadım. Belki de bulamayacağım.
Ama şunu buldum: Bir mekânın bile insan gibi hissedilebileceğini, bir yapının bile insanı içine çekip değiştirebileceğini.
Ve bu bana garip bir şekilde umut verdi.
Çünkü bazı şeyler cevapsız kaldığında bile anlamını kaybetmiyor.
Belki de Kapalıçarşı’nın yazarı tek bir kişi değil. Belki de o, oradan geçen herkesin biraz bıraktığı izlerden oluşuyor.
Ve belki de en dürüst cevap şu: O yazarı aramak bile başlı başına bir hikâye.